Eğitim-Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk: "Kamusal eğitim güçlendirilmeden sorunlar çözülemez"
Eğitim-Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk: "Kamusal eğitim güçlendirilmeden sorunlar çözülemez"
Eğitim-Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, okullardaki temizlik ve güvenlik sorunlarından öğretmenlerin özlük haklarına, MESEM uygulamasından müfredata kadar eğitim sisteminin kronik sorunlarını değerlendirdi; kamusal eğitimin güçlendirilmesi çağrısı yaptı.
Röportaj: Sena Gargılı
Türkiye’nin 81 ilinde 100 şubesiyle çeyrek asrı aşkın süredir eğitim emekçilerinin sesi olan Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen), bugün sadece ekonomik hakların değil; laik, bilimsel ve kamusal eğitim mücadelesinin de en önemli öznelerinden biri. Eğitim sisteminde yaşanan yapısal dönüşümleri, öğretmenlerin değişen sosyo-ekonomik şartlarını ve okullardaki güncel sorunları konuşmak üzere, Eğitim-Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk ile eğitim dünyasının perde arkasını ve sendikanın çözüm önerilerini konuştuk.
Geçtiğimiz eğitim-öğretim yılına ilişkin genel değerlendirmeleriniz neler? Sizce en çok üzerinde durulması gereken sorun neydi?
Eğitimde müfredat veya sistem değişiklikleri ne kadar iyi niyetle tasarlanırsa tasarlansın bir çocuk okula aç gidiyorsa, okulun ve sınıfın temizliğinden endişe ediyorsa ya da ailesinin maddi gücü yetmediği için nitelikli materyale ulaşamıyorsa o eğitim modelinin başarıya ulaşması mümkün değil. Önümüzdeki süreçte Türkiye eğitim politikasının bir numaralı önceliği, her çocuğun sosyal statüsünden bağımsız olarak kamusal, nitelikli, ana dilinde, eşit ve ücretsiz eğitime eksiksiz erişebilmesini güvence altına almak olmalı.
Okulların fiziki koşullarına ilişkin pek çok zorluklar olduğunu duyuyoruz. Örneğin hala bazı okulların temizliğini veliler üstleniyor çünkü yeterli personel yok. Antalya genelinde durum nedir?
Antalya'da bu alanda yaşanan sorunlar, ne yazık ki sadece bu kente özgü değil, Türkiye'de kamusal eğitimin yıllardır ihmal edilmesinin somut sonucu. Eğitim-Sen olarak yıllardır söylediğimiz gibi, sorun kaynak yokluğu değil, kaynakların nasıl kullanıldığıdır. Kamusal eğitime ayrılan bütçe artırılmadığı sürece okulların temizlik, güvenlik, bakım-onarım ve donanım eksiklikleri kalıcı biçimde çözülemez.
Nitelikli eğitim yalnızca müfredatla sağlanmaz. Çocukların temiz, güvenli, sağlıklı ve eşit koşullarda eğitim alması da bunun ayrılmaz bir parçası. Eğitimi piyasa mantığıyla değil, kamusal hak anlayışıyla ele alan bir politika benimsenmedikçe bu sorunlar her eğitim-öğretim yılında yeniden karşımıza çıkmaya devam edecek.
Fiziki koşullar haricinde güvenlik de ön plana çıkan önemli bir sorun oldu. Okullarda yeterli güvenlik personelinin olmaması da akran zorbalığını tetikleyen bir başka unsur kabul ediliyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
Son yıllarda okul güvenliği kavramı ve sorunu maalesef ülkemizin hem eğitim literatürüne hem de gündemine girdi. Sanırım bu durum giderek artacak ve daha büyük sorunlarla karşı karşıya kalacağız. Eğitim Sen'in de savunduğu gibi, güvenli okul yalnızca kamera ve güvenlik görevlisiyle sağlanamaz. Kalabalık sınıflar, rehber öğretmen eksikliği, yoksulluk, ayrımcılık ve okul iklimindeki sorunlar çözülmeden şiddeti önlemek mümkün değil. Nitekim uzmanlar da güvenlik görevlisinden çok psikolojik danışman ve rehber öğretmen sayısının artırılmasının daha etkili olacağını vurguluyor.
Bu nedenle her okulda kadrolu güvenlik personeli, yeterli sayıda psikolojik danışman ve sosyal hizmet uzmanı istihdam edilmeli; öğrencilerin kendilerini güvende hissettikleri, demokratik ve kapsayıcı okul ortamları oluşturulmalı.

Okullardaki şiddetin önlenmesi adına Türkiye genelinde yeterli rehber öğretmen olmadığı bilgisi var. Sizce okullarda yeterli psiko-sosyal destek sağlanıyor mu?
Hayır, mevcut tabloya bakıldığında Türkiye'de okullarda öğrencilere sunulan psikososyal desteğin yeterli olduğunu söylemek güç. Bunun en önemli nedenlerinden biri, okul psikolojik danışmanı (rehber öğretmen) sayısının birçok okulun ihtiyacını karşılayacak düzeyde olmamasından kaynaklanıyor.
Oysa okulda şiddeti önlemek, yalnızca bir olay yaşandıktan sonra devreye girmekle mümkün değil. Asıl önemli olan; risk altındaki öğrencileri erken dönemde belirlemek, akran zorbalığını izlemek, ailelerle düzenli iş birliği kurmak, öğretmenleri desteklemek ve öğrencilerin sosyal-duygusal becerilerini geliştirecek programları sürekli uygulamak. Bunlar ise yeterli sayıda psikolojik danışman olmadan gerçekleştirilemez. Mevzuat gereği, her derece ve türdeki eğitim kurumlarına, öğrenci sayısının 500 ve 500’ün katlarına ulaşması hâlinde her defasında ilave olarak 1 rehberlik alan öğretmeni norm kadrosu daha verilir. Bu oran çok düşük bir rakam.
Öğretmenlerin yaz tatili süresince maaş sorunu günümüzde de devam eden bir problem. Bildiğim kadarıyla bir de şimdi re’sen atama sorunu var. Bu durumla ilgili sizin önemsediğiniz noktalar neler?
Öğretmenlerin yaz tatilinde maaş ve özlük hakları konusunda yaşadığı mağduriyetler ile re'sen atama uygulamaları, eğitim emekçilerinin iş güvencesini zayıflatan önemli sorunlardan. Özellikle sözleşmeli ve güvencesiz istihdam biçimleri, öğretmenleri ekonomik belirsizlikle karşı karşıya bırakıyor.
Eğitim-Sen'in savunduğu temel yaklaşım, öğretmenlerin güvenceli istihdam edildiği, eşit özlük haklarına sahip olduğu ve idarenin tek taraflı tasarruflarına karşı hukuki güvencelerinin güçlendirildiği bir çalışma yaşamı. Nitelikli bir eğitim sistemi, ancak ekonomik ve mesleki kaygı yaşamayan, hakları güvence altındaki öğretmenlerle mümkün. Unutulmamalıdır ki öğretmen nitelikli eğitimin en öncelikli öznesi.

Son dönemde devlet okullarındaki müfredat yetersizliği, sınavlara hazırlanma sürecinin ihmal edilmesi gibi nedenlerle özel okullara talep oldukça arttı. Devlet okullarındaki müfredatla ilgili neler söylemek istersiniz? Sizce özel okullar bu açığı giderebilecek donanıma sahip mi?
Son yıllarda ailelerin özel okullara yönelmesinin temel nedeni yalnızca müfredat değil. Kalabalık sınıflar, öğretmen açığı, okullar arasındaki imkân eşitsizlikleri ve merkezi sınav odaklı eğitim sistemi, velileri çocukları için alternatif arayışına itiyor. Müfredatın sık sık değiştirilmesi ve bilimsel, laik, eleştirel eğitim anlayışından uzaklaşması da bu kaygıları artırıyor.
Eğitim-Sen'in yaklaşımına göre çözüm, özel okulları teşvik etmek değil; devlet okullarını güçlendirmek. Bilimsel, laik ve demokratik bir müfredat oluşturulmalı, öğretmen açığı giderilmeli, sınıf mevcutları azaltılmalı, okulların fiziki ve teknolojik altyapısı iyileştirilmeli, öğrencilere ana dillerinde eğitim verilmeli ve her öğrencinin nitelikli eğitime eşit biçimde erişmesi sağlanmalı. Kamusal eğitim güçlendirilmeden, eğitimdeki eşitsizlikleri özel sektör eliyle gidermek mümkün değil.
Dünyanın hiçbir ülkesinde eğitim özel okulların inisiyatifine bırakılmamıştır. Enflasyonist bir ekonomide özel okul ücretleri hızla artmakta, bu okullarda çalışan öğretmenler güvencesiz ve düşük ücretler karşılığında kölelik koşullarında çalıştırılmaktalar. Bu durum da verilen eğitimin niteliğini önemli ölçüde düşürmekte.
Özel okul demişken, bazı devlet okullarında halen “bağış” adı altında 100 bin liraya kadar kayıt ücretleri talep edildiğini duyuyoruz. Bu ne kadar yasal ve sizce yeterli denetim yapılıyor mu?
Bu tür şikâyetler zaman zaman bize de geliyor. Aslında bu sorun neredeyse 25 yıldır mevcut ve bu ekonomi ile niteliksiz eğitim politikaları yüzünden devam edecek gibi görünüyor. Devlet okullarında "bağış" adı altında kayıt sırasında yüksek meblağlar talep edilmesi hukuken zorunlu tutulamaz. Bu durum kamusal, parasız eğitim ilkesine aykırı. Eğitim bir hak olmalıdır, velinin ekonomik gücüne göre erişilebilen bir hizmet haline getirilemez. Ancak okulların yetersiz bütçelerle baş başa bırakılması, birçok okul yönetimini velilerden kaynak aramaya itiyor. Bu durum bireysel bir tercih değil, kamusal eğitime yeterli kaynak ayrılmamasının sonucu olarak karşımıza çıkıyor.

Denetimlerin ise yeterli olduğunu söylemek güç. Asıl çözüm, yalnızca denetimi artırmak değil, okulları velilerin katkısına muhtaç eden finansman anlayışını değiştirmek ve herkes için eşit, nitelikli ve parasız kamusal eğitimi güvence altına almak.
MESEM Projesi hakkında neler söylemek istersiniz? Sizce gerçekten faydalı bir uygulama olabilmesi adına neler yapılabilir?
MESEM uygulaması, mesleki eğitimi güçlendirme iddiasıyla hayata geçirilmiş olsa da mevcut hâliyle çocukların nitelikli eğitim hakkından çok, ucuz işgücü ihtiyacını karşılayan bir modele dönüşme riski taşıyor. Eğitimin temel amacı piyasaya ara eleman yetiştirmek değil; eleştirel düşünebilen, çok yönlü, gelişmiş bireyler yetiştirmek olmalı. Bugün birçok MESEM öğrencisi haftanın büyük bölümünü iş yerinde geçirirken eğitim süreçleri ikinci plana itilmekte, iş kazaları ve çocuk emeğinin sömürüsü gibi ciddi sorunlar yaşanıyor. Gerçekten yararlı bir model geliştirilmek isteniyorsa MESEM, piyasanın değil kamusal eğitimin ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlenmeli.
7528 sayılı Öğretmenlik Mesleği Kanunu ile köklü bir değişim gerçekleştirildi. Millî Eğitim Akademisi eğitimi şartı ve bu eğitime başlayabilmek için de AGS getirildi. Bir de 100 üzerinden 60 barajı var. Bu konuya ilişkin neler söylemek istersiniz?
7528 Sayılı Öğretmenlik Mesleği Kanunu ile getirilen Millî Eğitim Akademisi ve AGS uygulaması, öğretmen yetiştirme sürecindeki temel sorunları çözmekten çok, öğretmen adaylarının önüne yeni eleme basamakları koymuyor. Eğitim fakültesini başarıyla bitiren bir adayın yeniden sınavlara ve uzun bir akademi sürecine tabi tutulması, üniversitelerin diplomalarının ve öğretmen yetiştirme sisteminin değersizleştirilmesi anlamına gelmekte.
Sendikamız Eğitim-Sen'in de dile getirdiği gibi, öğretmenlik mesleğine girişte esas ihtiyaç yeni sınavlar değil; liyakat esaslı, güvenceli ve yeterli sayıda kadrolu atamadır. AGS ve 60 puan barajı, binlerce genç öğretmenin yıllarca süren belirsizlik içinde beklemesine neden olabilecek yeni bir filtre işlevi görüyor. Öğretmen niteliğini artırmanın yolu, öğretmen adaylarını sürekli sınavlarla elemek değil; eğitim fakültelerinin niteliğini yükseltmek, uygulama eğitimlerini güçlendirmek, hizmet içi eğitimi desteklemek ve öğretmenlere insanca çalışma koşulları sağlamak. Eğitim politikalarının temel amacı rekabeti artırmak değil, kamusal eğitimi ve öğretmenlik mesleğinin saygınlığını güçlendirmek olmalı.

Sınıf öğretmenliği ve özel eğitim öğretmenliği hem kadro açığının hem de alım sayısının en fazla açıklandığı iki branş. Bu iki branşta öğretmenlerimizin sıkıntıları neler? Nelerin düzeltilmesini bekliyorlar desem?
Sınıf öğretmenleri ve özel eğitim öğretmenleri, eğitim sisteminin en ağır yükünü taşıyan iki kesim olmasına rağmen en fazla yıpranan meslek grupları arasında yer alıyor. Sorun yalnızca atama sayıları değil; çalışma koşulları, artan iş yükü ve güvencesizleşme.Önerimiz; öğretmenlerin daha fazla fedakârlık yapması değil, kamusal eğitime daha fazla kaynak ayrılması. Norm kadro eksiklikleri giderilmeli, tüm öğretmenler güvenceli ve kadrolu istihdam edilmeli, sınıf mevcutları azaltılmalı, özel eğitimde yardımcı personel desteği sağlanmalı ve öğretmenlerin mesleki özerkliği güçlendirilmeli. Nitelikli eğitim, ancak öğretmenin insanca çalışma ve yaşama koşullarına sahip olduğu bir ortamda mümkün olur.
Peki son olarak genel bir değerlendirme yapacak olsanız neler söylersiniz diye sorsam?
Türkiye'de eğitim sistemi uzun yıllardır çok boyutlu ve kronikleşmiş sorunlarla karşı karşıya. Bugün yaşanan kriz yalnızca müfredatın, sınav ya da öğretmen yetiştirme sisteminin sorunu değil; kamusal eğitimin giderek tasfiye edilmesinin ve eğitimin piyasa mantığına göre yeniden şekillendirilmesinin sonucu. Bu kaotik ortamda eğitimin asli özneleri olan öğretmenler ve öğrenciler giderek yalnızlaştırılmış, ekonomik, sosyal ve mesleki sorunlarıyla baş başa bırakılmış, gençlerimizin gelecek umutları çalındı.
İktidarın her yeni düzenlemeyi "reform" olarak sunmasına karşın ortaya çıkan tablo, eğitimde fırsat eşitsizliğinin derinleşmesi, kamusal okulların kaynak yetersizliğiyle mücadele etmesi ve özel okulların teşvik edilmesi oldu. Nitekim Millî Eğitim Bakanlığı yetkililerinin ve iktidar çevrelerinin zaman zaman dile getirdiği sorunlar da mevcut politikaların beklenen sonuçları üretmediğinin dolaylı bir itirafı.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.