Hayatınızın bir döneminde, "O öyle biri değil, bunları yapmaz." dediğiniz herkes, tam olarak öyle yaptı değil mi? Kalbinizdeki ve zihninizdeki güven kavramını size adeta ders verircesine öğrettiler.
Herkesin hikâyesi farklıdır. Kimi ikinci bir şans verir, kimi de cebindeki bu tecrübeyle yoluna devam eder.
Bizim birine duyduğumuz güven duygusu, yürümeye ilk başladığımız zamanlarda annemizin kollarını açarak karşımızda "Gel." demesiyle başlar. Düşme ihtimalimiz vardır. Ama anneye duyulan sonsuz güven, sana bir şey olmayacağının garantisidir. O seni tutar; düşsen, canın acısa da yaralarını sarar. Böylelikle hayatımızdaki güvenin yeri ve önemi, o ilk adımları attığımız anda başlar.
Büyüdükçe güven duygusu, hayatımızdaki kişilere, durumlara ve koşullara göre şekillenir. Ama hâlâ aklınızda kalan, anneye duyulan koşulsuz güvenle başladığınız o hayat tecrübesi vardır. "Herkes öyledir, neden insanlar birbirine bu kötülüğü yapsın ki?" deriz…
İşler pek de öyle olmuyor. Ne o ilk adımlarını atan kişi var karşımızda ne de annen kadar güvenebileceğin biri.
Hayat, zaman zaman bizi hayal kırıklığına uğratan insanlarla karşılaştırır. Verilen sözlerin tutulmaması, yaşanan ihanetler ya da beklenmeyen davranışlar, insanın güven duygusunu derinden sarsabilir. Ancak birkaç kişinin yanlışını bütün insanlara mal etmek en büyük haksızlıklardan biridir.
Hayatınızda sizi hayal kırıklığına uğratan insanlar hep olacaktır. Kendi çıkarları için, kendi doğruları uğruna birileri, başkalarını yarı yolda bırakacaktır.
Buradaki en büyük ders şudur: O yolda kaldığınızda ders alarak mı ilerleyeceksiniz, yoksa aynı hataları yapmaya devam mı edeceksiniz?
Bu duygu, bir bina inşa etmek gibidir. Günlerce, aylarca emek verirsiniz. Taş üstüne taş koyarak bir yapı ortaya çıkarırsınız. Ancak o binayı yıkmak sadece bir dinamite bakar.
Hayatta birçok şey zamanla yerine konabilir. Kaybedilen para yeniden kazanılır, kırılan eşyalar onarılır, hatta bazı hatalar telafi edilebilir. Ancak güven, bir kez sarsıldığında eski hâline dönmesi en zor değerlerden biridir. İnsan ilişkilerinin görünmeyen temelidir bu duygu. Bir ailenin, bir iş ortaklığının ve hatta bir toplumun ayakta kalabilmesi için güven şarttır.
Bu duygunun olmadığı yerde insan şüpheyle büyür. İletişim zayıflar ve samimiyet yerini mesafeye bırakır.
Bu duyguyu kazanmak yıllarınızı alırken, kaybetmek sadece birkaç dakikanızı alacaktır.
Peki, bu şüpheyle yaşanır mı? "İnsanlara güvenmeyerek nasıl yapabiliriz ki?" dediğinizi duyar gibiyim.
Güvenmeyin efendim. Koşulsuz inanmayın kimseye. Bir gün herkesin her şeyi yapabileceğini bilin. Temkinli davranın. Kendi sınırlarınızı çizin. En çok kendinize güvenin. Kendi yeteneklerinize ve değerinize inandığınız ölçüde dış dünyaya karşı da sağlam durabilirsiniz.
İnsanların sözlerinden çok davranışlarına bakın; size her şeyi onlar anlatır. İç sesinizi görmezden gelmeyin. Gerektiğinde "Hayır." demeyi bilin. Kendinize güvenmek, hayatınızın kontrolünü ele almaktır. Ve kontrol sizde olduğu sürece güven kapıyı açar; ama aklınız, kimin içeri gireceğine karar verir.
SEVGİLİ OKUYUCU;
Bu bir hatırlatma yazısıdır.
Güven duygusuyla ilgili okuyacağınız ne ilk yazı ne de son yazı olacak. Hepimizin bildiği duygu durumları bunlar… Herkesin bir zamanlar, "Ona güvendiğim için şimdi kimseye güvenmiyorum." hikâyesi vardır.
Unutmayın; iyi niyetli olmak ile saf olmak aynı şey değildir.
Kim Hızır, kim hınzır; belli değil artık…