Çocuk İstismarı: Bu Bir “Sapıklar” Meselesi Değil, Güçle Korunan Bir Suç Rejimidir
Çocuk istismarı hâlâ “münferit vakalar”, “hasta bireyler” ve “istisnai sapkınlıklar” üzerinden anlatılıyor. Bu anlatı masum değildir. Bilinçli olarak tercih edilir. Çünkü gerçeği kabul edersek, rahatsız edici bir gerçekle yüzleşmek zorunda kalırız: Çocuk istismarı, bireysel bir ahlak sorunu değil; güç, para, statü ve sessizlikle ayakta tutulan sistemli bir suç düzenidir. Ve bu düzen, yalnızca faillerle değil; susanlarla, görmezden gelenlerle, dosyaları rafta bekletenlerle ve “şimdi sırası değil” diyenlerle işler.
Bir toplumun uygarlık seviyesi, çocuklarına ne yaptığıyla ölçülür. Çocukların korunamadığı yerde hukuk devleti yalnızca bir iddiadır; adalet ise güçlüler için çalışan bir mekanizmaya dönüşür.
Epstein Davası: Bir Adam Değil, Bir Sistem Yargılanmalıydı
Jeffrey Epstein davası, bu gerçeği tüm çıplaklığıyla ortaya koymuştur. Bu dava, tek bir failin işlediği suçların hikâyesi değildir. Bu dava; uluslararası bağlantıları olan, yıllar boyunca korunmuş, kollanmış ve bilerek sürdürülen bir istismar ağının anatomisidir. Özel jetler, özel adalar, kapalı davetler, gizlilik anlaşmaları ve dokunulmazlık zırhları… Bunların hiçbiri tesadüf değildir. Bunların tamamı, suçun nasıl profesyonelce gizlendiğini göstermektedir.
Dosyalara yansıyan mağdur beyanları ve deliller şunu açıkça ortaya koymaktadır: Çocuklar istismar edilirken sistem çalışmıştır. Ama çocukları korumak için değil; faili ve onunla bağlantılı güç alanlarını korumak için. Dosyaların bekletildiği, tanıkların itibarsızlaştırıldığı, soruşturmaların daraltıldığı bu süreçte asıl sorulması gereken soru şudur: Bu suçlar işlenirken kimler biliyordu ve neden sustu?
Hukuk açısından bakıldığında bu sessizlik masum değildir. Bu, açık bir ihmal hâlidir ve birçok durumda suçun devamına katkı anlamına gelir. Bu nedenle Epstein dosyası, yalnızca ceza hukuku değil; kurumsal ve siyasal sorumluluk bakımından da okunmalıdır. Dosyada ortaya çıkan deliller ışığında, benim de gönüllü olarak görev aldığım UCİM – Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı ile Mücadele Derneği aracılığıyla, hukuk müşavirliğimiz tarafından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmuş ve sorusturma süreci başlamıştır. Bu adım, sembolik değil; açık bir hukuki iradedir: Çocuk istismarı evrensel bir insanlık suçudur ve hiçbir ülke, hiçbir güç alanı bu suçtan muaf değildir.
“Türkiye’de Hiç mi Olmadı?” Sorusu Neden Hep Cevapsız?
Epstein dosyası konuşulurken Türkiye’de rahatsız edici bir refleks devreye giriyor: “Bizde olmaz.” Oysa asıl sorulması gereken soru şudur: Olup olmadığı neden hiçbir zaman şeffaf biçimde araştırılmadı?
Kamuoyuna yansıyan ve yargı kararıyla kesinleşmiş belgelerde, Türkiye’nin Epstein ağına doğrudan bir “kaynak ülke” olarak geçtiğine dair açık bir tespit bulunmamaktadır. Ancak bu durum, Türkiye’nin bu tür uluslararası istismar ağlarının tamamen dışında olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, birçok ülkede bu dosyalar kamuoyu baskısıyla açılırken; bazılarında hiç gündeme gelmemiştir. Bu sessizlik, güven verici değil; düşündürücüdür.
Uluslararası istismar ağlarının ortak bir özelliği vardır: Lüks, kapalı ve denetimsiz alanlar. Özel uçuşlar, davetli organizasyonlar, yüksek güvenlikli oteller, “seçkin” çevreler… Bu nedenle soru şudur: Bu yapılar neden her ülkede aynı biçimde sorgulanmaz? Türkiye’de neden bu başlıklar “komplo” etiketiyle hızlıca bastırılır? Çocukları koruyan refleks, bu kadar zayıfken; düzeni koruyan refleks neden bu kadar güçlüdür?
Burada mesele, isim vermek değil; mekanizmaları ifşa etmektir. Çünkü çocuk istismarı, en çok “dokunulmaz” alanlarda filizlenir.
İstismar Neden Hep Aynı Çocukları Bulur?
İstismar asla rastgele değildir. Fail, her zaman en az korunanı seçer. Yoksul olanı, yalnız olanı, hayal kuran ama imkânı olmayanı… Çünkü bilir ki o çocuk konuştuğunda sistem devreye girmeyecektir. Çünkü bilir ki “itibar”, “kurum”, “sektör” ve “ülke imajı”, çocuktan önce korunacaktır.
İstismar yalnızca bedene yönelmiş bir suç değildir. Bir çocuğun adalet duygusunu, güven algısını ve dünyaya bakışını kalıcı olarak yıkan ağır bir insan hakları ihlalidir. Bu nedenle bu suç, bireysel travmalarla sınırlı kalmaz; kuşaklar boyunca aktarılan bir toplumsal yaraya dönüşür.
Sessizlik Tarafsızlık Değildir, Açık Bir Tutumdur
İstismar vakalarının büyük çoğunluğu bilinmediği için değil; bilindiği hâlde işlem yapılmadığı için sürer. “Yanlış anlaşılır”, “kanıt yok”, “itibar zedelenir” gibi gerekçelerle çocuklar yalnız bırakılır. Bu gerekçelerin tamamı, failin lehine çalışan bahanelerdir.
Şu gerçeği artık açıkça söylemek zorundayız:
Bir çocuk istismar edilirken susan herkes, bu suç düzeninin parçasıdır.
Sessizlik tarafsızlık değildir. Sessizlik, güçlünün yanında durmaktır.
Son Söz: Bu Bir Hesaplaşma Çağrısıdır
Bu yazı bir duyarlılık çağrısı değildir. Bu yazı bir hesaplaşma çağrısıdır. Çocuk istismarı karşısında tarafsızlık yoktur. Ya çocuğun yanındasınızdır ya da bu suç düzeninin.
Çocuklar konuşamadığında susmak suçtur.
Çocuklar korunamadığında sistem sanıktır.
Ve artık bu ülkede, bu dünyada, çocuklar için soruların değil; cevapların verilmesi gereken bir eşikteyiz.