Berna Deveci
Köşe Yazarı
Berna Deveci
 

YOK-OL-UŞ

Yokuş mu? Yok oluş mu? Türkçe’nin bu halini çok seviyorum. Anlatmak isteneni anlayana bir çırpıda anlatan, içinde birkaç anlam barındıran kelimeleri var dilimizin. Yok oluş gibi.  Ol’u çekersen içinden yokuşa dönüşüyor kelime anlayacak olana(!) Tembellerin gözünde büyüyen sarp ve dik yollar anlamına gelen… İşte Türkiye, bugün yok olmak ile yokuş arasında bir nevi arafta kalmış gibi geri dönülmez bir eşikten geçiyor. Tıpkı 111 yıl önce bugün olduğu gibi… Ne olmuştu? Bugün Seyit Onbaşı her biri 276 kilo olan top mermilerini kaldırarak savaşın bir anda seyrini değiştirmiş, batmaz denilen gemileri batırmıştı. Bugün ise dışarıda, bitmez denilen bir dünya düzeninin sonu geliyor. İçeride zulüm edenin zulmü apaçık görülüyor. Dünyada hiçbir ülke göz göre göre iki tutarsız liderin peşinden gitmek istemiyor. Sonuçları insanlık için yıkım olacağı apaçık yeni bir Dünya Savaşı çıkmaması için direniyor. Senaryo benzer. Oyuncular değişmiş. Sürekli izlemekten bıkılan bir film bu. İçeride ise Türk Milleti bugün, 276 kilo top mermisinden bile daha ağır taşınmaz bir vicdan muhasebesini yüklendi. Burnundan kan aka aka kaldırmaya çalışıyor. Evet. Doğru tahmin ediyorsunuz bugünkü yazının konusu Çanakkale Deniz Zaferi gölgesinde İBB davası. Açıkçası İBB davası başladığında bazı küçük üç kağıtlar oldu herhalde. Çıksın gerçekler gün yüzüne diye düşünenlerdendim. Siyasi eğilimi, inancı ne olursa olsun kimsenin yaptığının yanına kalmaması gerektiğine inanıyorum. Sonuçta hortumlanan her bir kuruş vatandaşın vergisiyle yapılması gereken hizmetleri sekteye uğratıyor. Vatandaş demişken sahi nasıl da benzemiyor yokuş ve yok oluşa… Vatan. Vatandaş. Vatansever… Ardına gelen eklerle büyüyen, güçlenen ve devleşen kelimeler… İnceleyelim bakalım bu üç kelimeyi tam da onbeşlilerin vatan uğruna feda edildiği bugünde. Vatan: Ortak geçmiş ve değerlere sahip insan topluluklarının yaşadığı toprak. Vatandaş: Vatan kabul edilen toprak parçasında yaşayan ortak geçmiş ve değerlere sahip insan toplulukları. Vatansever: Bir avuç toprak parçasını korumak için yok olmayı göze alan, bu konuda mücadele eden, varlığını yaşadığı tüm toplum için feda eden kişi. Bu kelimelerden en çok vatanseveri okurken gözleriniz doldu değil mi? Ben de yazarken aynı hisleri hissettim. İçinde vatanı da vatandaşı da barındıran, vatandaş görünümlülere inat yalnızlaştıkça devleşen, anlamı değişmeyen canım kelime. Sen ne güzelsin. Herkesin olmak istediği sıfat. Bir kere emek ister o unvanı almak. Kalabalıklarla yürüyüp yokuşa gelindiğinde bir bir sarp kayalık ve engebelerde terk edilenlerin sıfatıdır. Tek başına kalsa bile yürümeye devam edenler hak eder onu. Bir kurtarıcı beklemeyen, gücü kendinde bulan kişidir o. Tıpkı Seyit Onbaşı ve 276 kiloluk mermileri gibi. Ben size ölmeyi emrediyorum diyecek kadar gözü dönenlerindir o unvan. Ardımızdan gelenler elbet bu tepeyi savunacaktır. Onlar gelene kadar mücadeleye devam, mermin bittiyse süngünü tak diyen büyük lider Mustafa Kemal’in sıfatıdır o. Mavi gözlü devi terk edip zengin cücenin koluna giren minnacık kadın misali devin yolunda yorulanların değil! Tarihte yıkılmaz denilen imparatorluklar, yıllar süren baskı, şiddet ve korku ile yönetilenlerin o eşikten geçmesi ile yıkılmış yerine demokrasiler kurulmuştur. Türkiye maalesef bu sancılı süreçleri tamamlayamamış bir demokratik ülke. Şükürler olsun ki bugün yalnızlığa itilen bir grup vatansever yok oluş eşiğine direnerek; vicdanlarda yer bulamayan varlığı sadece kağıt üzerinde kalmış yargı, yürütme ve yasamanın her türlü baskı ve şiddetine karşı duruyor. Her türlü dik yokuş ve engeli aşıyor. 111 yıl önce geçilmeyen eşik gibi Türkiye arafta yolunu bulmaya çalışıyor. Zengin bir cücenin koluna mı girse mavi gözlü devin yolunda mı yorulsa?  
Ekleme Tarihi: 18 Mart 2026 -Çarşamba
Berna Deveci

YOK-OL-UŞ

Yokuş mu? Yok oluş mu?

Türkçe’nin bu halini çok seviyorum. Anlatmak isteneni anlayana bir çırpıda anlatan, içinde birkaç anlam barındıran kelimeleri var dilimizin. Yok oluş gibi.  Ol’u çekersen içinden yokuşa dönüşüyor kelime anlayacak olana(!) Tembellerin gözünde büyüyen sarp ve dik yollar anlamına gelen…

İşte Türkiye, bugün yok olmak ile yokuş arasında bir nevi arafta kalmış gibi geri dönülmez bir eşikten geçiyor.

Tıpkı 111 yıl önce bugün olduğu gibi…

Ne olmuştu?

Bugün Seyit Onbaşı her biri 276 kilo olan top mermilerini kaldırarak savaşın bir anda seyrini değiştirmiş, batmaz denilen gemileri batırmıştı.

Bugün ise dışarıda, bitmez denilen bir dünya düzeninin sonu geliyor. İçeride zulüm edenin zulmü apaçık görülüyor.

Dünyada hiçbir ülke göz göre göre iki tutarsız liderin peşinden gitmek istemiyor. Sonuçları insanlık için yıkım olacağı apaçık yeni bir Dünya Savaşı çıkmaması için direniyor.

Senaryo benzer. Oyuncular değişmiş. Sürekli izlemekten bıkılan bir film bu.

İçeride ise Türk Milleti bugün, 276 kilo top mermisinden bile daha ağır taşınmaz bir vicdan muhasebesini yüklendi. Burnundan kan aka aka kaldırmaya çalışıyor.

Evet. Doğru tahmin ediyorsunuz bugünkü yazının konusu Çanakkale Deniz Zaferi gölgesinde İBB davası.

Açıkçası İBB davası başladığında bazı küçük üç kağıtlar oldu herhalde. Çıksın gerçekler gün yüzüne diye düşünenlerdendim. Siyasi eğilimi, inancı ne olursa olsun kimsenin yaptığının yanına kalmaması gerektiğine inanıyorum. Sonuçta hortumlanan her bir kuruş vatandaşın vergisiyle yapılması gereken hizmetleri sekteye uğratıyor.

Vatandaş demişken sahi nasıl da benzemiyor yokuş ve yok oluşa…

Vatan. Vatandaş. Vatansever… Ardına gelen eklerle büyüyen, güçlenen ve devleşen kelimeler… İnceleyelim bakalım bu üç kelimeyi tam da onbeşlilerin vatan uğruna feda edildiği bugünde.

Vatan: Ortak geçmiş ve değerlere sahip insan topluluklarının yaşadığı toprak. Vatandaş: Vatan kabul edilen toprak parçasında yaşayan ortak geçmiş ve değerlere sahip insan toplulukları. Vatansever: Bir avuç toprak parçasını korumak için yok olmayı göze alan, bu konuda mücadele eden, varlığını yaşadığı tüm toplum için feda eden kişi.

Bu kelimelerden en çok vatanseveri okurken gözleriniz doldu değil mi? Ben de yazarken aynı hisleri hissettim. İçinde vatanı da vatandaşı da barındıran, vatandaş görünümlülere inat yalnızlaştıkça devleşen, anlamı değişmeyen canım kelime. Sen ne güzelsin. Herkesin olmak istediği sıfat.

Bir kere emek ister o unvanı almak. Kalabalıklarla yürüyüp yokuşa gelindiğinde bir bir sarp kayalık ve engebelerde terk edilenlerin sıfatıdır. Tek başına kalsa bile yürümeye devam edenler hak eder onu. Bir kurtarıcı beklemeyen, gücü kendinde bulan kişidir o. Tıpkı Seyit Onbaşı ve 276 kiloluk mermileri gibi. Ben size ölmeyi emrediyorum diyecek kadar gözü dönenlerindir o unvan. Ardımızdan gelenler elbet bu tepeyi savunacaktır. Onlar gelene kadar mücadeleye devam, mermin bittiyse süngünü tak diyen büyük lider Mustafa Kemal’in sıfatıdır o.

Mavi gözlü devi terk edip zengin cücenin koluna giren minnacık kadın misali devin yolunda yorulanların değil!

Tarihte yıkılmaz denilen imparatorluklar, yıllar süren baskı, şiddet ve korku ile yönetilenlerin o eşikten geçmesi ile yıkılmış yerine demokrasiler kurulmuştur. Türkiye maalesef bu sancılı süreçleri tamamlayamamış bir demokratik ülke. Şükürler olsun ki bugün yalnızlığa itilen bir grup vatansever yok oluş eşiğine direnerek; vicdanlarda yer bulamayan varlığı sadece kağıt üzerinde kalmış yargı, yürütme ve yasamanın her türlü baskı ve şiddetine karşı duruyor. Her türlü dik yokuş ve engeli aşıyor.

111 yıl önce geçilmeyen eşik gibi Türkiye arafta yolunu bulmaya çalışıyor. Zengin bir cücenin koluna mı girse mavi gözlü devin yolunda mı yorulsa?

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve okurmedya.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.