İnsan zihni, doğası gereği netliği sever.
Başlangıcı ve sonu belli olan yollar, cevabı hazır sorular, kontrol edilebilen planlar… Belirsizlik ise zihnin en sevmediği misafirdir. Kapıyı çalar, içeri girer ve ortalığı sessizce dağıtır. Ama hayat, çoğu zaman tam da bu misafirin etrafında şekillenir.
Belirsizlikle ilk karşılaştığımızda refleksimiz genellikle aynıdır: anlamaya çalışmak. Ne olacak, ne zaman olacak, nasıl sonuçlanacak? Bu sorular zihinde döndükçe, belirsizlik azalmadığı gibi daha da büyür. Çünkü bazı şeylerin cevabı yoktur; en azından henüz yoktur.
Hayatın pek çok döneminde belirsizlik kaçınılmazdır.
Bir iş değişikliği, bir sağlık süreci, ekonomik dalgalanmalar, ilişkilerdeki kırılmalar… İnsan her zaman neyle karşılaşacağını bilmez. Ama bilmediği şeyle nasıl yaşayacağını öğrenebilir.
Belirsizlikle yaşamak, teslim olmak değildir.
Aksine, kontrol edemediğin alanlarla barışmayı öğrenmektir. Rüzgârı durduramazsın ama yelkenini ayarlayabilirsin. Bu yüzden belirsizlik, yönsüzlük değil; esneklik gerektirir.
Günümüzde belirsizlik, eskisinden daha görünür hâle geldi. Eskiden insanlar uzun vadeli planlar yapar, bu planlara yıllarca tutunurdu. Bugün ise planlar daha sık değişiyor, yollar daha çabuk yön değiştiriyor. Bu durum, insanı ya sertleştiriyor ya da olgunlaştırıyor. Aradaki fark, belirsizliğe nasıl yaklaştığımızda saklı.
Belirsizlik karşısında en çok yaptığımız hata, her şeyi aynı anda çözmeye çalışmaktır. Oysa belirsizlik dönemleri, büyük hamlelerin değil; küçük, sağlam adımların zamanıdır. Netlik aramak yerine denge aramak gerekir. Çünkü netlik bazen gelir, bazen gelmez; ama denge her koşulda kurulabilir.
Belirsizlikle yaşamak, sabrı yeniden tanımlamayı da öğretir.
Sabır, beklemek değildir yalnızca. Sabır, acele etmeden doğru zamanı kollayabilmektir. Henüz şekillenmemiş bir sürece müdahale etmeye çalışmak, çoğu zaman süreci daha da karmaşık hâle getirir.
İnsan belirsizlik içinde kendini de daha yakından tanır.
Netlik varken güçlü görünmek kolaydır. Asıl karakter, belirsizlikte ortaya çıkar. Ne kadar dayanıklıyız, ne kadar esneyebiliyoruz, kontrol kaybıyla ne kadar baş edebiliyoruz? Bu soruların cevabı, ancak belirsiz dönemlerde netleşir.
Belirsizlikle yaşamak, aynı zamanda beklentileri yeniden gözden geçirmeyi gerektirir. Her şeyin istediğimiz gibi ve istediğimiz zamanda olacağına dair inanç, belirsizliğin ilk kurbanıdır. Ama bu kayıp, beraberinde bir özgürlük de getirir. Çünkü beklentiler azaldıkça, yükler hafifler.
Şunu kabul etmek gerekir:
Belirsizlik geçici bir durum değil, hayatın doğal bir parçasıdır. Onu tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir. Ama onunla birlikte yürümeyi öğrenmek mümkündür. Tıpkı sisli bir yolda ilerlemek gibi… Uzağı göremezsin ama önündeki birkaç adımı güvenle atabilirsin.
Belki de mesele, belirsizliği yenmek değil; onunla barış içinde yaşamayı öğrenmektir. Çünkü hayat, çoğu zaman planladığımız gibi değil; uyum sağladığımız gibi ilerler.
Ve bazen en sağlam adım, her şey netleştiğinde değil;
netleşmeyi beklemeden atılan adımdır.