Hayat çoğu zaman bir teraziyi andırır.
Bir kefesinde iş, sorumluluklar, hedefler ve yapılacaklar listesi vardır. Diğer kefesinde ise aile, sağlık, dinlenme ve insanın kendisiyle baş başa kaldığı anlar. Terazi dengedeyken hayat akıp gider; ama kefelerden biri ağır bastığında, denge sessizce bozulur.
İş hayatında denge meselesi genellikle “sonra bakarız” denilerek ertelenir. Önce çalışılır, önce başarmak istenir, önce hedefe ulaşmak önemlidir. Hayat ise bu “önce”lerin arasına sıkışır. İnsan fark etmeden bir bakar ki günler geçmiş, ama kendisi olduğu yerde duruyordur.
Denge, çoğu zaman yanlış anlaşılır.
Hiç çalışmamak ya da her şeye eşit vakit ayırmak sanılır. Oysa denge, matematiksel bir eşitlik değildir. Daha çok bir ritim meselesidir. Bazen iş ağır basar, bazen hayat. Önemli olan, terazinin bir tarafının uzun süre yerde kalmamasıdır.
İşine emek veren insanın yorulması doğaldır.
Ama yorulmak ile tükenmek arasındaki fark çoğu zaman gözden kaçar. Yorulmak, dinlenince geçer. Tükenmek ise dinlenmeyi bile unutturur. İşte denge bozulduğunda insan tam da bu noktaya sürüklenir.
Günümüz dünyasında başarı, çoğu zaman sürekli meşgul olmakla ölçülüyor. Ne kadar yoğun olduğun, ne kadar geç saatlere kadar çalıştığın, ne kadar az uyuduğun bir övünç vesilesi hâline geliyor. Oysa uzun vadede ayakta kalanlar, kendini tüketenler değil; kendini koruyabilenler oluyor.
İş ve hayat dengesini kurmak, aslında insanın kendine sormasıyla başlar:
“Ben bu tempoda neyi ihmal ediyorum?”
Bu soru rahatsız edicidir ama gereklidir. Çünkü ihmal edilen şeyler zamanla sessizce birikir. Sağlık, ilişkiler, ruh hâli… Hepsi kendine hatırlatmanın bir yolunu bulur.
Denge bazen küçük tercihlerle sağlanır.
Bir akşam telefonu erken kapatmak, bir öğle yemeğini aceleyle geçiştirmemek, bir günü plansız bırakabilmek… Bunlar büyük kararlar gibi görünmez ama hayatın ağırlığını taşıyan detaylardır.
Şunu da kabul etmek gerekir:
Denge her gün mükemmel olmaz.
Bazı günler iş ağır basar, bazı günler hayat. Mesele bunu fark edebilmek ve gerektiğinde yönü düzeltebilmektir. Direksiyonu hiç kırmamak değil, zamanında kırabilmek önemlidir.
İş hayatında başarı geçici olabilir, şartlar değişebilir, roller dönüşebilir. Ama insanın kendisiyle kurduğu ilişki kalıcıdır. Bu ilişkiyi ihmal ederek sürdürülen hiçbir başarı, uzun ömürlü olmaz. Çünkü denge kaybolduğunda, kazanılan şeylerin tadı da eksik kalır.
Belki de iş ve hayatta denge meselesi, her şeyi aynı anda yapmak değil; neyi ne zaman yapacağını bilmektir.
Ve bazen en doğru karar, bir adım geri çekilip nefes alabilmektir.