Hayatta en çok kurduğumuz cümlelerden biri şudur:
“Biraz daha zaman var.”
Daha uygun şartlar oluşsun, biraz daha hazır hissedelim, riskler azalsın, belirsizlikler netleşsin… Sonra başlarız. Sonra deneriz. Sonra adım atarız.
Ama o “sonra” dediğimiz zaman, çoğu zaman hiç gelmez.
İnsan zihni güvenli alanı sever.
Belirsizlikten uzak, sonucu tahmin edilebilir yolları tercih eder. Bu yüzden başlamak zor gelir; çünkü başlangıç, kontrolün azaldığı yerdir.
Beklemek ise konforludur. Hareket etmiyormuş gibi görünmez; aksine “hazırlanıyorum” hissi verir. Oysa çoğu zaman hazırlık değil, ertelemenin zarif bir adıdır.
Hayatın ilginç bir gerçeği var:
Hiçbir şey tamamen hazır olduğumuz anda başlamaz.
En doğru görünen zaman bile kendi içinde eksikler taşır. Şartlar hiçbir zaman kusursuz olmaz. Çünkü hayat, tamamlanmış bir zemin sunmaz; insan yürüdükçe yol oluşur.
Geriye dönüp bakıldığında insanların pişmanlıkları genellikle yaptıklarından değil, yapmadıklarından oluşur.
Deneyip kaybetmek zamanla bir hatıraya dönüşür.
Ama hiç denememek, zihinde açık kalmış bir dosya gibi sessizce varlığını sürdürür.
Başlamak çoğu zaman küçük bir harekettir.
Büyük kararlar, yüksek sesli adımlar gerektirmez.
Bazen bir telefon açmak, bir not almak, bir kapıyı çalmak kadar basittir.
Ama o küçük hareket, insanın hayatındaki yönü değiştirebilir.
Doğru zaman sandığımız şey aslında çoğu zaman cesaretin geldiği andır.
Cesaret yoksa zaman yanlış görünür.
Cesaret varsa eksikler bile yeterli gelir.
Elbette düşünmeden atılan adımlar da insana zarar verebilir.
Mesele acele etmek değil; hareketsiz kalmamaktır.
Beklemek ile hazırlanmak arasındaki fark burada ortaya çıkar.
Hazırlık, bir gün mutlaka adım atar.
Erteleme ise hep yarını işaret eder.
Hayatın ritmi ilginçtir.
Uzun süre yerinde sayan bir dönem, bir anda hızlanabilir.
Hiç beklenmeyen bir karşılaşma, yeni bir kapı açabilir.
Ama bütün bu ihtimallerin gerçekleşmesi için önce o yolun üzerinde olmak gerekir.
Yola çıkmadan manzaraya ulaşılmaz.
Belki de mesele doğru zamanı bulmak değildir.
Çünkü doğru zaman çoğu zaman bulunmaz; oluşturulur.
İnsan adım attıkça şartlar şekillenir, insanlar tanınır, ihtimaller görünür hâle gelir.
Bugün dönüp hayatımıza baktığımızda bizi değiştiren anların çoğu, uzun uzun planladığımız anlar değildir.
Çoğu, biraz tereddütle ama içten gelen bir sesle attığımız adımların sonucudur.
Bu yüzden bazen kendimize şu soruyu sormak gerekir:
Gerçekten doğru zamanı mı bekliyorum,
yoksa sadece korkumu mu erteliyorum?
Çünkü hayat, hazır olanları değil;
başlayanları ödüllendirir.